Ülkeyi emanet ederken hayal ettiğin gençlerden biri olmadım. Belki ailemin yetiştirme şeklinden dolayı, belki öğretmenlerimin verdiği derslerden kaynaklı. Evet, zaman zaman odağımı dışarı alıyorum.

Biliyorum, bugün kendimi Kemalist olarak tanımlamıyorum. Ve buna rağmen özürlerimi sana iletiyorum. Ama sen beni anlarsın, açık görüşlü biriydin. Özür diliyorum çünkü bize bıraktığın ülkedeki kaosu görüyorum ve durumu değiştirecek bir şeyler yapamıyorum. Tüm dertlerimi senin çözmeni beklemiyorum. Mustafa Kemal Atatürk mucizesi umut etmiyorum hayattan. Yine de herhangi bir mucizenin gerçekleşmesi için de yeterince çabalamıyorum.

Biliyorum, meydanlarda “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” sloganlarına eşlik etmiyorum. Hiçbir zaman kendimi asker olarak tanımlamak istemedim. Hele birinin askeri olma fikri bana hiç yakışmadı. Bence sen de bizlerden bu zihniyette insanlar olmamızı beklemezdin. Evet, “asker” kavramı silah tutan kişi olarak tanımlanmak zorunda değil. Ama kalabalıklar söylediğinde senin için canını vermeye hazır insanlar gibi tınlıyor kulaklarda. Affet beni Ata’m, ben canımı vermek istemiyorum. Ben üretmek, geliştirmek ve değer katmak istiyorum…

Senden af diliyorum çünkü artık suçu şartlara atmaktan vazgeçiyorum. Büyüklerimizin ülkeyi hainlere teslim etmesini bahane olarak kabul etmiyorum. İnsanların işini vasat şekilde yapmasına göz yummuyorum. Temel haklarımın gasp edilmesine sessiz kalmaya son veriyorum.

Ama son kez itiraf etmek istediklerim var…

Ömrümün büyük bölümünü şartlardan şikayet eden biri olarak geçirdim. Çoğunlukla üst akıl aradım. Doğru kararları verdiğini sandığım ve bana yön vereceğine inandığım insanların sözlerini dinledim. Halbuki her an potansiyelime yatırım yaptım, yapıyorum. Buna rağmen iradesine hükmedecek birini arayanları eleştirdim, eleştiriyorum. Sorumluluk almayan, değer üretmekten kaçan iş arkadaşlarımdan vazgeçtim; Onların elinden tutabilirdim, yapmadım. Emekçinin hakkını yiyenlere haddini bildirmedim; Onların gücünden çekindim. Halkını coplayan polis memuruna öfkeyle baktım; Onların içinde bulunduğu durumu önemsemedim. Cumhuriyet’in değerlerinin gasp edilmesine göz yuman askere saygımı kaybettim. Onların psikolojisini umursamadım. Halkı temsil edenlerin yan gelip yatmasını izlemekle yetindim. Onların hesap vermesi için yakalarına yapışmadım. Adaletin temsilcilerinin güce taptığını gördüğümde algılarımı sorguladım. Onların yarattığı bozulmuş sistemde doğruyu aramadım.

Ormanlar yanarken, geleceğe dair umutlarımı yitirdim. Denizler kirlenirken, çaresizliğime dert yandım. Her gün zehir soluduğumu öğrendiğimde küfürler savurmaktan öteye gitmedim. Kavramlarla kavgaya tutuştum, kendimi illüzyonlarla meşgul ettim. Tembellik etmek için sebepler buldum.

Hepsinin sonucu olarak bu ülkeden vazgeçtim. Her şeyi geride bırakıp gitmeye hazır hissettim. Evet, senin kurduğun ülkeyi. Yukarıda saydığım sebeplerin hepsinden sıyrılıp, yokluklar içinde içinde inşa ettiğin her şeyi…

Affet beni, kendi derdime düştüm. Aslında öğretilerinle en çok kendi memnuniyetime yatırım yapacağımı çok geç fark ettim…